21 Şubat 2013
18 Şubat 2013
Başka türlüsü....
Aklımdan çıkmıyorsun dedim,
başka türlüsünü yorgunum anlatmaya...
A. Cahit ZARİFOĞLUbaşka türlüsünü yorgunum anlatmaya...
Cahit Zarifoğlu (Yaşamak, 120)
“Bu arada kendimle kalınca sakin ol diyorum ama ne zamana kadar.
Bu kaçıncı gecedir kendi kendime onunla konuşuyorum. Geçmiş acılı günlerin tartışmasını yapıyorum. Anlatıyor ve bütün yanlış anlaşılmaları, haksızlıkları düzeltiyorum. Onları yeni baştan yaşanacak bir zamanın önüne getiriyorum. Konuşuyorum onunla. Boş zamanlarımda da değil. Günlük çalışmalar sırasında
ama gören olmuyor bu yaptığımı. Dış görünüşüm ele vermiyor beni.
Kısa ya da uzun yürüyüşlerde oluyor nedense daha çok. Bir dalgınlığa koyulma gibi başlıyor. Arkadaşlarımı bilmiyorum ama yürüyüşler çok verimli benim için. Hem dışarda görünüyorsun hem içeriye kaybolabiliyorsun. Ayak seslerinin biraz arkasında az bir gayretle bir benzemeden dolayı başka bir ses duyulmaya başlıyor. Adi adıma geçilince bir çözülme, ayak seslerinin birbirine ve oraya buraya çarpması, bir dağınıklık başlıyor. Ama biraz dikkat edilince o dip sesin kaybolmadığını, görünüşte sadece beraberliğin bir parça dağıldığını, zira işin içine sesin sahiplerinin mizaçlarının karıştığını, bir nevi cezbenin başladığını görüyorum. Kendime dair düşüncelerim kayboluyor. Ve bu mizaçların sahiplerine, yüzlerine bakıyorum. Tanıyorum bu insanları. Ve görüyorum ki seslerine sahip çıkıyor değiller. Ve bilmiyorlar. (…..) Ve daha bir çok günlük olay ve eşyanın hemen arkasında kullanmakta olduğum zamana en yakın bir içimde beraberliklerimizi düşünüyorum. Haşa, “marifet” bu olsaydı derecemle övünürdüm. -Bir gün biri çıkar, insanları ölçmek için meslekleri ne olursa olsun aşık olup olmadıklarını sorarsa, anlamaya muvaffak edildiği bir ince güzelliğin hakkını kullanıyor demektir.
Elimizdeki bütün işleri bırakıp, evlerde, parklarda, yollarda öbek öbek toplanıp ve dağ başlarında bir araya gelerek omuz omuza yaslanarak düşünelim.
Hiç aşık olduk mu?
Neye aşık olduk?
Onu nasıl karşıladık?
Onun ilk niyetiyle donduk kaldık mı yoksa ilk nimet gözlerimizi onun gizlediği daha büyük bir nimete mi açtı.
Ve ikincisi üçüncüsüne
ve böylece
gide gide
gerçek marifetle gelebildik mi içiçe.
Oysa ben neler düşünüyorum. Diyorum ki gururumun bu kadar incinmesine dayanmamalıydım. İşte başıma gelen. Daha başlangıçta takılıp kalmışım bile. Böyle olacağına, insan, arkasının gelmeyeceğini bile bile, bir kaç zavallı lirasını ihtiyacı olanlarla bölüşebildiğini düşünüp böbürlensin daha iyi.
Niye yazıyorum ki bunları.
İçimiz bir dolap değil ki açıp bakalım. Açıp gösterelim. Yine de anlatıyoruz ama. Bizi farkedince eşyaların arasına gizlenmeye çalışan bir böceğe benziyor anlattıklarım.
Gelecektim. Ama daha bir kötü hatıram olsun istemedim. Ona böyle yazdım. Merhametle bakarak gülümsedim. Görünüşü acımayı da zorlaştırıyor insana.
Nereye varacağı belli olmayan kendi sağlığım taşınmaz bir yük oluyor. Hayret o da gülümsüyor. Yine demiyorum. Bakıyor. Fakat bu defa sanki o değil.
Peki ben kimim?!”
Kısa ya da uzun yürüyüşlerde oluyor nedense daha çok. Bir dalgınlığa koyulma gibi başlıyor. Arkadaşlarımı bilmiyorum ama yürüyüşler çok verimli benim için. Hem dışarda görünüyorsun hem içeriye kaybolabiliyorsun. Ayak seslerinin biraz arkasında az bir gayretle bir benzemeden dolayı başka bir ses duyulmaya başlıyor. Adi adıma geçilince bir çözülme, ayak seslerinin birbirine ve oraya buraya çarpması, bir dağınıklık başlıyor. Ama biraz dikkat edilince o dip sesin kaybolmadığını, görünüşte sadece beraberliğin bir parça dağıldığını, zira işin içine sesin sahiplerinin mizaçlarının karıştığını, bir nevi cezbenin başladığını görüyorum. Kendime dair düşüncelerim kayboluyor. Ve bu mizaçların sahiplerine, yüzlerine bakıyorum. Tanıyorum bu insanları. Ve görüyorum ki seslerine sahip çıkıyor değiller. Ve bilmiyorlar. (…..) Ve daha bir çok günlük olay ve eşyanın hemen arkasında kullanmakta olduğum zamana en yakın bir içimde beraberliklerimizi düşünüyorum. Haşa, “marifet” bu olsaydı derecemle övünürdüm. -Bir gün biri çıkar, insanları ölçmek için meslekleri ne olursa olsun aşık olup olmadıklarını sorarsa, anlamaya muvaffak edildiği bir ince güzelliğin hakkını kullanıyor demektir.
Elimizdeki bütün işleri bırakıp, evlerde, parklarda, yollarda öbek öbek toplanıp ve dağ başlarında bir araya gelerek omuz omuza yaslanarak düşünelim.
Hiç aşık olduk mu?
Neye aşık olduk?
Onu nasıl karşıladık?
Onun ilk niyetiyle donduk kaldık mı yoksa ilk nimet gözlerimizi onun gizlediği daha büyük bir nimete mi açtı.
Ve ikincisi üçüncüsüne
ve böylece
gide gide
gerçek marifetle gelebildik mi içiçe.
Oysa ben neler düşünüyorum. Diyorum ki gururumun bu kadar incinmesine dayanmamalıydım. İşte başıma gelen. Daha başlangıçta takılıp kalmışım bile. Böyle olacağına, insan, arkasının gelmeyeceğini bile bile, bir kaç zavallı lirasını ihtiyacı olanlarla bölüşebildiğini düşünüp böbürlensin daha iyi.
Niye yazıyorum ki bunları.
İçimiz bir dolap değil ki açıp bakalım. Açıp gösterelim. Yine de anlatıyoruz ama. Bizi farkedince eşyaların arasına gizlenmeye çalışan bir böceğe benziyor anlattıklarım.
Gelecektim. Ama daha bir kötü hatıram olsun istemedim. Ona böyle yazdım. Merhametle bakarak gülümsedim. Görünüşü acımayı da zorlaştırıyor insana.
Nereye varacağı belli olmayan kendi sağlığım taşınmaz bir yük oluyor. Hayret o da gülümsüyor. Yine demiyorum. Bakıyor. Fakat bu defa sanki o değil.
Peki ben kimim?!”
17 Şubat 2013
önce yaş alınır sonraaaa partiiiiii
10 Şubat 2013
Dekorasyonda ipucu
Boyayıp, peçeteleyip astığınız tabakların nasıl olupta orada durduğunu merak ediyordum yine gezerken buldum..
9 Şubat 2013
Ne vereyim ablama:)))
Hala tatil modundan çıkamamış evine yolu düşememiş bir halde bir şey üretememenin rahatsızlığını yaşıyorum ama bahanelerim de pek çok saymak gereksiz.Yine uyku tutmayıp aylak aylak gezerken bu saksıları görünce kendi yaptığım geldi aklıma hatırlamak isterseniz burada yukarıdaki görselde buradan... yarın eve dönüş var Ankara sonrası bir günde 4 makina çamaşırı yıkayıp asıl işin bunları asacak yer olduğunu anlayıp as kurut ütüle sistemiyle tuş olan ben ertesi gün miğrenle uyanıp zorla yatmak zorunda kalıp sancılı bir dinlenme günü geçirip Akçay için akşam yola çıkmıştım bile:))Enerjikmiyim gezentimiyim safmıyım belli değil Cem Yılmaz' ı anıp ortaya karışık ''little little into the middle'' deyip ellerimle de desteklerim(Cem Yılmaz izlenmezse bu espiride havaya uçar gider ya neyse;))
Bunlarda Ankara'dan kareler...
24 Ocak 2013
23 Ocak 2013
19 Ocak 2013
İncir ,kayısı ve üzüm harçlı pasta...kanepeler...
Hazır pasta tabanı anne yapımı erik reçelli sütle bolca ıslatılır,
Evde ne varsa incir, kayısı ,üzüm ve tatlı kayısı çekirdeği vardı hepsi ılık suda biraz yumuşatıp minik minik doğranır(kayısı çekirdeği hariç),
Bir tatlı kaşığı tarçın ve bir yemek kaşığı toz şekerle tavada şeker eriyinceye kadar tutulur,
2,5 Sb süt,1 kahve fincanı un,1,5 kahve fincanı şeker 1 paket vanilya ve 1yemek kaşığı hindistan cevizi karıştırılarak pişirilir muhallebi kıvamına gelince kapatılır ılıması beklenir,
Ayrı bir kapta toz krem şanti çırpılıp dolapta bekletilir,
Sırasıyla pasta tabanının yarısına önce tarçınlı karışım sürülür üzerine hindistan cevizli krema dökülür üstüne ıslatılmış kekin ikinci yarısı konur ve krem şanti ile üzeri kapatılır zevkinize göre süslenir.

Şefin tavsiyesi; pastayı küçük dilimlemeyin mutlaka ikinci dilim isteniyor çikolatalı tatlardan sıkılanlara alternatif niteliğinde...Ayrıca minik kanepeler ve şarapla (vişne şarabının tadı damağımızda kaldı) ikramınızı şenlendirebilirsiniz...
Şefin dileği;kızlarla arada şarap partisi yapmak ruha ve bedene iyi geldiğinden hiç bitmesin....
Evde ne varsa incir, kayısı ,üzüm ve tatlı kayısı çekirdeği vardı hepsi ılık suda biraz yumuşatıp minik minik doğranır(kayısı çekirdeği hariç),
Bir tatlı kaşığı tarçın ve bir yemek kaşığı toz şekerle tavada şeker eriyinceye kadar tutulur,
2,5 Sb süt,1 kahve fincanı un,1,5 kahve fincanı şeker 1 paket vanilya ve 1yemek kaşığı hindistan cevizi karıştırılarak pişirilir muhallebi kıvamına gelince kapatılır ılıması beklenir,
Ayrı bir kapta toz krem şanti çırpılıp dolapta bekletilir,
Sırasıyla pasta tabanının yarısına önce tarçınlı karışım sürülür üzerine hindistan cevizli krema dökülür üstüne ıslatılmış kekin ikinci yarısı konur ve krem şanti ile üzeri kapatılır zevkinize göre süslenir.
Şefin tavsiyesi; pastayı küçük dilimlemeyin mutlaka ikinci dilim isteniyor çikolatalı tatlardan sıkılanlara alternatif niteliğinde...Ayrıca minik kanepeler ve şarapla (vişne şarabının tadı damağımızda kaldı) ikramınızı şenlendirebilirsiniz...
Şefin dileği;kızlarla arada şarap partisi yapmak ruha ve bedene iyi geldiğinden hiç bitmesin....
17 Ocak 2013
11 Ocak 2013
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)



