24 Kasım 2013
Kültür Cumartesisi..The Human Body 'yi nasıl pas geçtim:).
Önce Sanat ve Tarih müzesine gittik İkiside fuar alanındaydı. Öğleden sonra İzmir'e gitmeye karar verince müzenin kapanmasına nerdeyse bir saat kala yetişip hızlı bir tur yapmak zorunda kaldık.Müze üç binadan oluştuğundan anlayın artık hızımızı:)Daha uzun bir zamanda gezmek lazım orası kesin.
Değerli eserlerin sergilendiği binada bir güvenlik görevlisi ve bolca altın taç ,küpe vs vardı ki inanın M.Ö de kadın yine kadınmış dedirtti yani:)Orada fotoğraf yasak olduğundan sadece hayal etmeye çalışın lütfen ama en güzellerini:)
Bakmayın gülüp poz vermelere ana oğul biyolojicici babamımızı dışarıda bekledik giremedik içeriye önce bu kaçarmı dedik sonra yavaş yavaş çıkanlarla konuştukça Kayra girmesede olur dedik ve bende kalmaya karar verdim pek sağlam bir midem olmadığından sanata karşı ayıp olmasın içeride deyip kaldık...Ama nasılda girmedik içeriye pozumuzu arsız arsız verdik :)
23 Kasım 2013
22 Kasım 2013
19 Kasım 2013
15 Kasım 2013
gece gece okumaca....Amin Maalouf
Mani Dini, Hiristiyanlıktan iki yüz yıl sonra, İslamiyetten dört yüz yıl önce
dogmuş bir dindir. Mani dininin kurucusu olan Mani, Dicle ile Fırat sularının
bereketli ve en verimli meraları olan, Mardin’de M.S 14 Nisan 216 yılında
doğdugu söylenir.Doğduğu bölge Hıristiyalığın önemli merkezlerinden biridir. Manici dinin esasları Hıristiyanlık ve Zerdüştlük’ün bir sentezi desek yeridir.
Mani dini bu dinlerin orta yerinde bir yerde durur.
Kitabın konusundan bahsedecek olursak ; Mani nin babasının ait olduğu tarikatın liderinin isteği ile daha doğmadan onları terk etmesi ile başlar ve yine tarikat liderinin isteği ile Manide babasının yanına götürülür ve katı kurallarla ve sadece erkeklerin yaşadığı bir tarikatta yaşamaya başlar.''Beyaz Giysililer'' denilen bu tarikatte Mani kendine gizli bir köşe bulup orada okur ve ikizim dediği iç sesiyle konuşur.Mani 24 yaşında buradan ayrılır ve düşüncelerini anlatmaya başlar.İlk müridi yakın arkadaşı olur ve kısa süre sonra babasıda katılır....Karmaşık ve gizemli hiç bir şeyin olmadığı sadece Maniyi ve Maniciliği anlatan bir Amin Maalouf eseri ve ben yine onun tarzını sevdim gitti....
13 Kasım 2013
10 Kasım 2013
9 Kasım 2013
Anlatılacaklar var birikmiş...
Kısa bir portekiz ziyareti yaptık comenius projesindeki arkadaşlarımla onlarıda başka bir geceye bırakıp artık uyumaya gidiyorum malum sınıftan bol bol fotoğraf paylaşıp vicdanımı rahatlattım bu blog ihmal edilmiyor tpibimi atıp kaçarım...iyi geceler herkese...
Kızılay haftası draması...
Bu kargaşanın nedeni şakacıktan deprem olması ve Kızılayın ekibiyle yetişip bize yemek giysi battaniye ve sağlık hizmeti vermesi....
Kızılay şarkısının sözleri.....
Depremlerde yangınlarda
Hem barışta hem savaşta
Sen koşarsın yardıma
Güç verirsin yurduma
Sonsuza dek güçlenerek
Her acıyı sar Kızılay...
Bizim sınıfta iki inatçı keçi karşılaşırsa....
Aynen şarkıda olduğu gibi şakacıktan bir köprüde karşılaştı iki şakacıktan keçi sonrası malum suya düşen keçiler bunu görüp şaşıranlar...ve sonunda hep sorduk;keçilerin inatçısı suya düşer boğulur ,insanların inatçısı kimbilir ki ne olur?
24 Ekim 2013
Seyahat arkadaşım pek minik kendileri;)
Keşke daha önce alsaymışım dediğim bir ürün oldu seyahat ütüsü...Minik ya bayram tatilinde alıp kutusunu açınca bebek gibi sevesim gelmişti:))Kayra yı da gaza getirdi okul kıyafetlerini bi güzel ütüledi tavsiye ederim ben KOÇTAŞ tan 40 tl ye aldım bayram hediyesi yaptım kendi kendime :)Ütüden bayram hediyesi olur mu olmaz ama yanına bir iki şey daha ekleyince idare ettiriverdi canım;)
17 Ekim 2013
gece gece okumaca...Hakan Günday ...Az...
Çocuk şiddeti, hayatın şiddeti, aşkın şiddeti, inancın şiddeti, hırsın şiddeti üzerine, A'dan Z'ye şiddet üzerine, dilin ve yazının şiddetiyle bir roman...
''İnsan doğar .On onbeş yıl sonra dünyanın nasıl bir tezgah olduğunu ve doğumla ölüm arasına nasıl hapsedildiğini fark eder.Bu aslında bir histir, bilgi değil.Ve ilk tepkisini verir.Avazı çıktığıu kadar bağırarak.Bu çığlık,bir kalabalığın içinde cüzdanını çaldırdığını fark eden kişinin çaresiz haykırışına benzer.Önce,aşağılayan ve umursamaz bakışlar atan kalabalık ,sonra da aşırı gürültüye dayanamayıp ,içlerinden birini ,bağırıp çağıranla konuşmaya gönderir.O da gidip''Biz de çaldırdık cüzdanı,ne var?Senin gibi kıçımızı yırtıyor muyuz?''der.Böylesi bilimsel bir müdahale için,genellikle diplomalı olanlar tercih edilir.Kalabalığın kayıtsızlığı karşısında yavaş yavaş sesi kesilen yaygaracı, gerçeği kabullenir ve çevresindeki boşluğu insanlarla doldurur.Buna büyüme denir.Yetişkin olma.Tam olarak yetişkin uysallığı.Yapay bir haldir.Tasarlanmıştır.İşlevselliği üzerinde hesaplar yapılıp öyle biçimlendirilmiştir.Yetiişkin uysallığının temeli ,toplumun varlığının sürdürülebilmesi için toplumdaki her bireyin bir boka yaraması gerektiği inancında yatar.Ve en önemlisi ,yetişkin uysallığı,tamamen ölçüsüz bir dünyada ,milimetrik biçimde ölçülüdür.Oysa on dört yaşındaki bir çocuğun ,ergen öfkesi olarak nitelenerek aşırı davranışları ,doğal olandır.Gözlerindeki doğum çapakları dökülmüş ve dünya üzerinde dönen bütün dolapların sırtına yüklenmiş olduğunu anlamıştır.Kendini odasına kilitleyip dışarıyı dışarıya hapsetmeye çalışır.Ya da bütün kapıları ve duvarları avazı çıktığı kadar bağırarak yıkmaya.Tepkileri ,insanın ateş saçan bir ejderhayla karşılaşınca vereceği türdendir.Dolayısıyla bu tepkinin ,hayatta kalındığı sürece ,yani ejderha yok olup gitmediğ sürece devam etmesi gerekir.......''
''Eğer,insanların ölülerini yakıp sadece gökyüzüne bakarak andıkları bir ülkede yaşıyor olsalardı beş kuruş kazanamazlardı. Ama doğdukları kentte ,hayatta kalanlar,ölülerini anmak için ,en son görüldükleri yer olan mezarlarına geliyor ve başlarında durup birkaç kez burun çektikten sonra ,zamanında az para vermedikleri mermerleri yıkatıyorlardı.Çocuklar da bu nokta da devreye giriyordu.Ellerindeki plastik fırçalar ve su bidonlarla.Ölüsünü hatırlamaya gelmiş olanın duygusal açıdan gevşemesini fırsat bilip karşısına dikiliyor ve merhamet ağacından para toplamak için küçük ellerini uzatıyordu.
Hayatın yan sanayisi denebilecek bir ticaretti bu aslında.Hayattan sonrasına ilişkindi.Yaşayanın ölü olanla iletişimine bir katkıydı.Anlamlı biçimde gözlerini kırpıştıran ,boyları bir buçuk metrenin altında olan çocuklardan, aldıkları bahşiş karşılığında ölülerin rahat uyuması için dua etmesi bekleniyordu.Oysa insan ölünce uyumuyor ,hatta çogu durumda ,ölmeden önce uyanıp gözlerini can simidi gibi açıyordu.Dolayısıyla rahat uyumak gibi birşey söz konusu değildi....''
''Çocuk dediğin ,ölümü öğrenince büyür,gibi bir cümlenin de bu mezarlıkta bir anlamı yoktu.Çünkü eğer ölümü öğrenince büyüyorsa ,mezar temizleyerek para kazanınca ne oluyordu?....''
''Diyebilirsin ki,bir insanı,fotoğraflarından ve hakkındaki haberlerden ne kadar tanıyabilirsin?Haklısın.Belki de çok az...O zaman şöyle demeliyim: Seni az tanıyorum...Az...
Sen de fark ettin mi?Az dediğin ,küçücük bir kelime.Sadece Ave Z. Sadece iki harf .Ama aralarında koca bir alfabe var.O alfabeyle yazılmış onbinlerce kelime ve yüzbinlerce cümle var.Sana söylemek isteyip de yazamadığım sözler bile o iki harfin arasında.Biri başlangıç biri son.Ama sanki birbirleri için yaratılmışlar...''
Bayramlaşalım...
Bayramlaşmaya geciktim ama bunda bayramdan hemen önce İstanbul da toplantısına katıldığım comenius projesi toplantısının ,ardından hemen geçirdiğim miğren krizinin ve bitmesiyle valiz hazırlayarak yola çıktığım Akçay'ın etkisi elbetteki var.Bahanem ne olursa olsun geciksem de geldim ve büyüklerin ellerinden küçüklerin sıcacık yanaklarından öperim .....
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)


























