Klima duvardan çıkınca balkonda alçılı kötü bir görüntü kalıverdi.Hani bu hemen oldu bende acelece aman bu bana yakışmaz burayı kapatayım falan dedim sanıyorsanız yanılırsınız:)) aylar oldu ama olsun ben yaz bitmeden yaptım bişey yada yapılmış bişeyleri bir araya getirdim diyelim daha doğru olur.Evde bulunan malzemeler toparlandı ve şimdilik işimi görecek duvar ayıbı kapatıcı süsüm çıktı ortaya yine başrolde silikon tabancam vardı tabiki ben onsuz naparımmm:)))
29 Ağustos 2010
kapı süsü mü desem duvar süsü mü?
Klima duvardan çıkınca balkonda alçılı kötü bir görüntü kalıverdi.Hani bu hemen oldu bende acelece aman bu bana yakışmaz burayı kapatayım falan dedim sanıyorsanız yanılırsınız:)) aylar oldu ama olsun ben yaz bitmeden yaptım bişey yada yapılmış bişeyleri bir araya getirdim diyelim daha doğru olur.Evde bulunan malzemeler toparlandı ve şimdilik işimi görecek duvar ayıbı kapatıcı süsüm çıktı ortaya yine başrolde silikon tabancam vardı tabiki ben onsuz naparımmm:)))
insanın becerikli arkadaşları olmalı etrafında

Saate bakmaksızın kapısını çalabileceği bir dostu olmalı insanın... "Nereden çıktın bu vakitte" dememeli, bir gece yarısı telaşla yataktan fırladığında; "Gözünün dilini" bilmeli; dinlemeli sormadan, söylemeden anlamalı... Arka bahçede varlığını sezdirmeden, mütemadiyen dikilen vefalı bir ağaç gibi köklenmeli hayatında; sen, her daim onun orada durduğunu hissetmelisin. ihtiyaç duyduğunda gidip müşfik gövdesine yaslanabilmeli, kovuklarına saklanabilmelisin. Kucaklamalı seni güvenli kolları, ...dalları bitkin başına omuz, yaprakları kanayan ruhuna merhem olmalı... En mahrem sırlarını verebilmeli, en derin yaralarını açıp gösterebilmelisin; gölgesinde serinlemelisin sorgusuz sualsiz... Onca dalkavuk arasında bir tek o, sözünü eğip bükmeden söylemeli, yanlış anlaşılmayacağını bilmeli. Alkışlandığında değil sadece, asıl yuhalandığında yanında durup koluna girebilmeli. Övmeli alem içinde, baş başayken sövmeli ve sen öyle güvenmelisin ki ona, övdüğünde de sövdüğünde de bunun iyilikten olduğunu bilmelisin, "hak ettim" diyebilmelisin. Teklifsiz kefili olmalı hatalarının; günahlarının yegane şahidi... Seni senden iyi bilen, sana senden çok güvenen bir sırdaş... Gözbebekleri bulutlandığında yaklaşan fırtınayı sezebilmelisin. Ve sen ağladığında, onun gözünden gelmeli yaş..Can Dündarİşte böylesi bir dostum var kaderime kederime ortak olan becerikli mi becerikli canımcım Solmazcım…Becerikli ve sabırlıdır arkadaşım benim.Bu penye elbise çok uygun fiyata alındı pazardan rengine vurulunarak tabi. Ama herkeste vardır ben süsleyeceğim bunu dedi ve farkını yarattı.Uygun renkteki makaralarla ördü motiflerini birleştirdi ve süper şirin bir elbise çıktı yetmedi robasına kurdela da koydu nefis bir elbise oldu.Sizde alın bişeyler farkınızı kendiniz yaratın dikin örün yapıştırın,kendinize yakıştırın..slogan gibi oldu :)
Etiketler:
can dündar,
dost,
motif,
Penye elbise,
solmaz
11 Ağustos 2010
oğlan dayıya kız halaya.....:)) minik ikoncan:))
Bu fıstık cidden bana çekmiş hadi bikinini giy dedim az sonra döndü morlu pembeli lolipop bikinisi ve kolunda bi sürü plastik renkli bilezikler, kokoş tacı ve takmaya çalıştığı kolyesi:))bide parlatıcı sürse aynı ben :))gülüşüne hiç değinmiyorum bile:)))))))))))
sabır işi ...önce deniz kabukları bir bir toplanır sonraaaa......
Malum yaz mevsimindeyiz..Şöyle deniz deniz kokan bir çalışma göstereyim sizlere.Bu güzel tablolar Cunda 'da Saray Otelin sahibi Muvaffak beye ait.Yıllarca yaptığı el emegi göz nuru tabloları önce evinde şimdi de artık evinden çok vaktinin geçtiği otelin duvarlarında sergilliyor.Ben bu kadar sabırlı değilim ne yazıkki ama belki sizler yaparsınız diye resimledim.
9 Temmuz 2010
Huzur veren bir yere giderken yanınıza tüm sıkıntılarınızı alabilirsiniz....
Güzel bir tatil sabahı mümkünse erken bir saatte yola çıkmalı Şeytan sofrası ve Ayvalık'a gitmek için dedik ve düştük yollara.Dikili- Ayvalık arası 45 km ve daha önce gidip beğendiğimiz Mutlu köydede kahvaltı içinde 5 km daha içeri giriyoruz ama değecek biliyoruz.Beraber gittiğimiz arkadaşlarımızla nefis bir köy kahvaltısının ardından aşağıya iniyoruz hayvanları çocuklara göstermek için.Aşagı diyorum çünkü ;ağaçtan yapılmış yerden oldukça yüksek bir restoranı var biz serin serin orada yemeyi tercih ediyoruz dışarıda da masalar var güneşten korumalı ama malum yaz ve hava çok sıcak .Bol esintili mükemmel kahvaltı sonrası keşif başlıyor bahçede tüm hayvanlar geziliyor keçiler besleniyor yavru ceylana tıpkı onun gibi kaçamak bakışlar atılıyor devenin kocaman gövdesini güneşten saklamak için ağaç altında resmen nöbet tuttuğuna şahit olunuyor,tavşanlar,tavuskuşları derken müze akla geliyor ve eski nostaljik bir çok şeyin toplandığı el emeklerinin ve yıllanmış nadide çeyizlerin olduğu çocuklarımızın belki ilk defa gördükleri gramofon eski daktilo ve o nadide el işçiliğnin ürünleri sandıklar,giysiler tek tek geziliyor.Bu arada bizle gezen pek çok insan var ama başka iki çift göz sanki bizi takip ediyor ve o meraklı aynı zamanda ürkek gözlerin sahibi tavandaki
tabloların arkasındaki boşluga saklanmış kediler olarak ortaya çıkıyor.Tüm müzedekiler unutulup başlıyoruz onlarla ilgilenmeye ama müzenin gerçek bekçileri oralı bile olmuyorlar serin mekanın tadını çıkarıyorlar.Bizde mutlu bir gülümseme ile ayrılıyoruz oradan...Sırada Ayvalık ve Alibey adası var..Bu arada fotoğrafları daha önceden yaptığımız geziden de ekleyerek arajman yaptım aklınız karışmasın sıcakta yağmurluk falan:)))))
Ve Alibey adasına varıyoruz.Ada adını Kurtuluş savaşı sırasında düşmana ilk kurşunu sıkan Yarbay Ali Çetinkaya'dan alıyor.Cumhuriyet öncesinde Rumlar ''Moshonis''y ani ''kokulu ada'' ,Türkler ise ''Cunda''yani''Yelken direğinin üst ucu'' diyorlarmış. Ben dahil çevremdeki herkes Cunda adasını daha sık kullanır nedense..Adanın solundaki Dalyan boğazı ve sağındaki Dolap boğazlarını Türkiyenin ilk boğaz köprüsü bölerek Lale adası ile Cunda adasını birbirine bağlıyor.Lale adası ile Ayvalık arasında ise denizin doldurulmasıile yapılmış 5oo m uzunluğunda bir yol var.Cundanın sokakları dar ama eski yapılar ve tarih nefis alın makinenizi elinize çekin doyabildiğinizce sonra sahilde mola verin deniz kokan mavi mavi bir tablo gibi izleyin eski taş binalar arasındaki cundayı...Biz tadını çıkardık....Sırada Şeytan sofrası var...
Sarımsaklıya giderken ayrılan kıvrıla kıvrıla ormanın içinden geçilen bir yolla ulaşıyorsunuz Şeytan sofrasına.Şeytan Sofrası adını sönmüş volkandan kalan lavın soğumasıyla oluşmuş sofra şeklini andıran bir tepeden alıyor. Turistlerin ilgisini çeken bu tepede ayak izine benzeyen şeklin şeytana ait olduğuna inanılır. Bu yüzden Şeytan Sofrası olarak anılır. Tek olan bu ayak izinin diğerinin başka bir dağda bulunduğuna inanılır.Burada ister eşsiz Ayvalık adaları ve Midilli adası manzarası eşliinde yemek yiyin,isterseniz de nefis gün batımını izleyin.Her efsane dolaşan mekanlarda olduğu gibi burada da çaputlarla çiçek açmış gibi görünen bir kaç dilek ağacı var kimileri şeytanın ayak izine bozuk para atmış kimileri çaput bağlamış....Bunlara inanmadığım için sadece sizin için resimledim:))
6 Temmuz 2010
ŞEKER.....
Bir sürü şeker renkli boncuk mor kurdela ile birleşti ve bu iç açıcı şeker şey ortaya çıktı.İyi ışık ayarlayamadığımdan (okulda çekim yapılınca)o gördüğünüz beyaz daire boncuklar aslında şeker pembedir belirtmek isterim.Bu kolyeyi renksever :))) arkadaşım Berna için yaptım umarım güle güle kullanıyordur:)
KUKLALARA DEVAM...
Kurs bitti...Bunlar da kursun son ürünleri kuklalar, evde sizler de çoraplarla yada diğer artık malzemelerle basit ama eğlenceli kuklalar yapabilirsiniz çocuklarınıza. bizim sınıftan size birkaç örnek bakalım beğenecekmisiniz...
26 Haziran 2010
ESKİCİİİİİİİ......
Niye mi eskici çünküüüüü kışın giyilen önce önden kesilip hırka yapılmak istenip sonra cayılan turkuaz badi şerit şerit kesildiiiiiiiii veee kahverengi kurdela ile saç örgüsü örüldü.Demek ki neymiş eskiyen badileri kesip kesip kolye yapıyorlarmış.....Eskicii geldi hanııımmm eskiciiiii!!!
24 Haziran 2010
ORTAYA KARIŞIK.....BUMERANG SERİSİ...
Bumerang kolyelerin ilki bu sanırım bunlar bir seri halinde devam edecekler gibi gözüküyor nasıl başladı derseniz ise işte şu elinde bumerang tutan sevimli koala ve kangurunun Evrim tarafından bana hediye edilmesi.ile tabiki...:))Eskiyen kadife pantalonum harika bir zemin oluşturdu gerisi geldi zaten....
Koca yıl çalıştık didindik kah ağladık ,kah düştük, kah güldük ama çok da yorucu bir yıl geçirdik.Tatili hakettim sanıyorum.Miniklerim karnelerini aldılar tabi ama zamansızlıktan ancak paylaşabildim.
Bu kucağımdaki prenses herkes karnesini alıp arkadaşlarıyla şen sohbetler yaparken gözzleri ağlamaktan şişene kadar ben farkedene kadar ağlamıştı.Anne yüreği işte Büşramın annesi ,ben ve nilgün dururmuyuz katıldık kuzuma...Bu fotoğrafta sakinleştikten sonra çekildi. ıslak gözlerini ve özlüycem seni ögretmenim diye ağlayışını hiç unutmuycam.....
Bu arada benim kuzumda karnesini aldı....Herkes tebrik edip hadi iyisin tatil başladı derken o çok bilmiş bir edayla '' ama daha semirlerim var'' diyordu:)) Öğretmen çocuklarının kaderidir bu ne yazıkki....Tüm karnelerini alan tatil yapan yapamayan çalışan yada uyuklayan öğrencileri öpüyorum....Bu arada kursiyerleriminde sınavı yaklaşıyor onlarada ''zihin açıklığı'' diliyorum:))))))))))))
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)





















