22 Temmuz 2012

evde ışıklı patik yapmayı denediniz mi?

*
gece yürüyen minik ışıklı ayaklar hayal edin....
yapımı burada...

21 Temmuz 2012

düğmelerden çiçek yapalım saksılara takalım...

burada buldum bayıldım :))

örgü bileklik

 Bloggerların tatil fotoğraflarının bir çoğunda rastladım örgü bilekliklere pekde yakıştırmışlar doğrusu siz de denemek isterseniz yapımına burada rastladım...

Aşk Köpekliktir....

Ahmet Ümit’in anlatımıyla Aşk Köpekliktir kitabı:
“Bugüne kadar aşk romanları yazıldı ama bugüne kadar yazılanlarının çoğu bence tecimsel yani ticari amaçlı yapıldı. Türkiye’de kadın bir uyanış içerisinde yani kadın uyanıyor ve haklarına doğru yürüyor. Bu haklarına doğru giderken kadını çeken ilk şey cinselliktir. Ama diyorlar ki sen cinselliğini yaşa özgür olursun. Cinselliğini yaşamalı kadın ama kadın önce birey olarak var olmalı. Kadını sadece beden olarak anlatıyor bu kitaplar; o zaman 40 yaşından sonra bütün kadınları kadın yapmamız lazım. Aşk iyidir güzeldir pembedir bulutlara uçurur gibi yalanlar var, bir yanıyla doğrudur. Ben aşkın öteki yüzünü anlatıyorum. Hakikaten aşık olan insan köpektir. Hakiki aşk insanı köpek yapar, köpek gibi dolaştırır. Kitap bu yönünü anlatıyor.”
    İçindeki hikayelerin başlıkları şöyle: Aşk Bir Mucizedir, Kafi Değildir Aşk, Aşk Çözümsüz Bir Problemdir, Aşk Bir Cinayettir, Aşk Bir Düellodur, Aşk Bir Yanılsamadır, Aşk Bir Özentidir, Aşk Bir Ütopyadır ve Aşk Köpekliktir.




Arka kapak yazısı:
Aşkın bütün halleri… Tutkunun aklımızı ele geçirmesi. Kötülüğün en güzel biçimi… Rezil olmaktan duyduğumuz haz… Kırılan umutlarımızın lezzetli kederi… Çiğnenen onurumuzun getirdiği kibir.Vicdan tutulması, bencilliğin son kertesi, yanılsamanın en derin anı… İmkânsız olanın çekiciliği… Yani gönüllü kölelik… Yani insanoğlunun en masum hali… Yani bildiğiniz delilik… Yani en yalansız aşk öyküleri…

17 Temmuz 2012

Ayıptır söylemesi....

Sahiden de sürpriz olmaya başladı artık bana gelişlerin
Ayıptır söylemesi, yolda görsem şaşıracağım!

Öyle uzaksın ki…
Erişmeye çalışsam ayaklarım kaybolacak adressizliğinde...

[Özgür Gümüşsoy // Küba Asıllı Bir Aşkın Tahammül Sınırları]


14 Temmuz 2012

Çadırını kapan Dikili'ye koşsun hala 2 gününüz var...




Bugün tiyatro festivalinin 4. günüydü ve ben 2 gecedir sabaha kadar uyumamış ama bu öğretmenlere yaratıcı drama atölyesini kaçırmaya hiç niyeti olmayan biri olarak saati kurup yinede saatten önce kalkıp azıcık uykuyla hiç de keyifli olmayan haleti ruhiyem ile düştüm yola.Eve 5 dakika uzaklıktaki Atölye alanına giderken sahilde ki renk renk çadırları yeni uyanan tiyatro gönüllüsü gençleri görmek onlarla bir bardak çay içmek havamı bir değiştirdi bir değiştirdi anlatamam:)Sonrası sudan çıkmış balık hallerime tam örnektir önce yanlış atölye çalışmasını beklediğimizi nerdeyse yarım saat sonra uzun saçlı sürmeli gözlü gençten öğrenip doğru alana gidip hemen sandalyemizi seçtik sonra Zafer GECEGÖRÜR beyle tanışıp dün nerdeydin fırçasını şaka yollu yiyip başladık çalışmaya.Ortam uygun değildi hepimiz de biliyorduk ama olabildiğince konsantrasyonumuzu koruyup çok keyifli ve eğitici bir yaratıcı drama  çalışmaları yaptık.

Oradan çıkıp Vücut Oyunculuğu Atölyesine geçerken şöyle bir uğrayıverdik.Anas Abdul Al Samad anlatılmaz yaşanır pardon izlenir mest olunur bir atölye çalışması yaptıki onu ben anlatamam görmeniz lazım..
Tabikide her gece çeşitli tiyatro atölyelerini meydandaki alana kurulan sahnede izleme şansınada sahip oldum.Mesela Ferhan Şensoy 'un ''Nasri Hoca ile Muhalif Eşeği''oyununu ayrıca bir çok ilden gelen atölyelerin doğaçlama oyunlarını izledim.Şöylesine söyleyim yine ÇOK MESUDUM ÇOK:)))

9 Temmuz 2012

Tatil günlüğü....Şirince


“Şu yeryüzünde cennet diye bir yer varsa, bizim kırkınca -şirince- cennetin bir parçası olması gerekir”
Benden Selam Söyle Anadoluya -Dido Sotiroyo
Ünlü yazar Dido Sotiroyo, Şirinceyi anlattığı kitabında, böyle bahseder Şirinceden.

19. yüzyılda, özellikle ihracata yönelik incir üretimiyle ünlü, 1800 haneli bir Rum kasabası olan Kirkice zamanla bir sürü isim değişikliğine uğrasada Cumhuriyetin ilk yıllarında Şirince adını almış.1923'te Türkiye-Yunan mübadelesi sonucu Rumların ayrılmasıyla bağ zeytincilik ve incirle oluşmuş ekonomisi tütüncülükten gelen halkla biraz değişsede artık günümüzde turistik bir köy olmasının doğurduğu ekonomiyle bağcılık ve zeytinciliğe geri dönülmüş ve köye gidenlere gerçekten özel zeytinyağlarını nar ekşilerini ve diğer doğal ürünleri satarak geçimlerini sağlıyorlar.Köyde hala rum evleri pansiyon olarak kullanılıyor.
Dar ve adım başı bir satıcının davet ettiği minik ama birbirinden canlı dükkanlara takılarak sokaklarında gezmek her zaman özel olmuştur.Malum şarapçıların tattırdığı şaraplar bir süre sonra her şeyi pek güzel görmenize neden oluyor dediğinizi duyar gibiyim ama değil inanın şarapsızda süper:))rının birinde bir kedinin sevimliliği ile farkında olmadan daldığımız dükkanın keçe ile uğraşan bir yer olduğunu görmek beni cidden çıldırttı.Hani bir çocuğu atın çikolata şekerleme dükkanına seyredin ordan oraya koşmalarını sevincini aynen öyle birşey... 


Kendisine teşekkürü borç bildiğim ancak ne hikmetse adını unuttuğum ama bana nasıl sabırla ve kibarca cevaplar veren beye de sevgilerimi gönderiyorum...''Kırkınca Keçe'' o güne damgasını vuran rengarenk nefis bir yer oldu.Keçenin ipekle ve diğer kumaşlarla buluşması (aslında yapılanları görünce ''aşkı'' demek daha doğru) neler doğurmuş görülesi, bayıldım ama makinem yenisinin geleceğini anlamış olacağından nazlanmaya, zor çekmeye başladığından istediğim kareler yok söyleyeyim.









Keçe nasıl yapılır derseniz burada  ne ararsanız var:))













25 Haziran 2012

geçmişle hesaplaşmanın bir yolu yoktu.Geçmiş geçiyordu kalan sendin...


O sabah yatakta gözlerini açtığında ise kendini iyi hissetmiyordu. Bir gece önce Fırat'ı görmek dengesini altüst etmişti. Geçmişin asla sandığımız kadar uzakta kalmadığı gerçeğiyle yüzleşmek, yeteri kadar uzağa gidemediği kaygısını doğuruyordu. Yoksa yıllar geçtikçe güçleneceğine, zayıflıyor muydu insan? Olgunlaşacağına koflaşıyor, dayanıklılığını yitiriyor muydu? Öğreneceğine unutuyor, bildiklerinden şüpheye mi düşüyordu? Geride bıraktığı onca şeyden ve onca yıldan sonra böyle yaprak gibi titremek, kendini başa dönmüş gibi hissetmesine yol açıyordu. Yürümüş, yürümüş ama hiçbir yere gidememişti. Belki de dünyanın yuvarlak olması, daima başladığın yere, yani kendine döneceğin anlamına geliyordu.

Küçük bir Anadolu kasabasından İstanbul'un ışıklı gecelerine uzanan bir yolculuğun hikâyesi. Sevginin değil, mecburiyetin birlikte tuttuğu bir ailede büyüyen Narin ilk kez âşık olduğunda yolların nihayet daha büyük yollara bağlandığını, o büyük yolların da başka şehirlere, ülkelere kavuştuğunu anlar. Ve biri gittiğinde arkasında bir yol bıraktığını. Ama o yolların nefrete, ihanete de açıldığını anlaması için aradan yılların geçmesi, dostlukların sınanması, kaybedilenlerin bulunması gerekecektir.

keçe ile duvar süsü denemesi...






Bir süre önce English Home dan aldığım askı ve rafı uzun süre orda burda gezdirip sonunda duvara astım.Ama askıya ne asmalı diye hiç düşünmemiştim doğrusu sonunda çıkayım sahile bakayım yazlık açılan renk renk tezgahlara mutlaka bişeyler bulurum diye çıkıp kendimi bir üst sokakta bikini terlik şapka ve çanta almış halde buldum:))Ama çok güzellerdi napayım onları da yarın göstereyim size.Sonra sahilde tezgah tezgah gezip bi sürü şey beğenip ama bunları ben yaparım ki deyip eve geri döndüm.Aldığım keçeler nihayet işe yaradı ve evdeki bir kaç parça keçe oyuncakla birleşip renkli birer süs oldular.Daire keçenin üzerindeki yelkenliyi sahilden almıştım oraya asrın icadı silikon ile yapıştırdım.


24 Haziran 2012

ben sana benzemeyeceğim artık...


Sende yaşamak adına kiracı kaldım kendime. Eşyasız taşındığım kalbimde, bir iç güveysi gözlerim. Tam acısı geçmişti mahallemden ayrılışımın. “Ayrılıktan peydahladığım çocuğum gelecek, çık git” diyorsun. Meğer pinokyoymuş balkonların. Gidişinin bütün metrekareleri düğümlerken ömrümü, büyürken sensizlikte bedenimin yüz ölçümleri; ben sana benzemeyeceğim artık. Ben sana benzemeyeceğim…
              Abdullah Markal(Ben Sana Benzemeyeceğim Artık)

gece gece dinlemece....

''Hani bir kere unuttuğu insanı bir daha hatırlamazmış ya tanrı, getirse aklına bizi, siliyorum yaşadığınız her saniyeyi ama yine o iki gönül aşk ederse sonunuzu değiştirmiyorum dese; işte o zaman eğilirim tanrının önünde, sonu aynı olsa bile''
                                                                              
                  Çağlar Aru (Kadın,Adam ve Tanrıya Eğiliş)

ciltteki lekeler için bir deneme...kurbağa mıyım neyim:))

Benim hep sivilcelerim olmuştur olmayada devam ediyor .Ben de itiraf etmeliyim ki onlarla biraz uğraşıp onların yüzümde iz bırakıp intikam almalarına seyirci kalıyordum.Sonra Esrayla blogunun sahibi can  dost Esranın araştırmacı kişiliği ile bulduğu ablasınında kullanıp başarı sağladığı bu ARGAN YAGInı aldık.İnternette gezip durduk hangisi gerçektir falan diye  en son bunu yaşadığımız yerde bulup mest olduk.Ben her gece 2 damlayı tüm yüzüme iyice ellerimle yedirip uyuyorum.İnanın 2. günde sivilce izlerimde hafiflemeyi gördüm .Bunu saça da uygulayabiliyormuşsunuz.Onarıcı ve yenileyici özelliğe sahip olan bu ürün benim gözeneklerimide oldukça küçülttü valla sırf bu nedenle bile kullanmaya devam edebilirim.Biz 80 ml lik şişeyi 75 tl ye aldık ama siz fiyat araştırabilirsiniz.Ama unutmadan söyleyeyim ben güneş lekelerimde henüz bir azalma göremedim belki uzun süre sonra gerçekleşir(bakınız dudak üstü ve yanaklar)

17 Haziran 2012

kim hayallerini onları yok edebileceklerin ellerine teslim eder ki?

Anlaşılacağı üzere tatil moduna girilip denizin tadı çıkarılmaya başlandı ey okur:)Alınan kilocuklar azıcık verilip iç güveysinden hallice olunup ,Ankara 'dan küçük kız kardeşi gelmiş şen şakrak abla hallerine bürünüvermiştim ki olan oldu ey okur hiç bir şey sonsuza kadar iyi gitmez gitmedi de...deniz ılık...sahil şenlik...kafadan bazı dertler uzaklaştırılmış..işle ilgili belirsizlikler kaybolmuş...sağlık ala derken yine hayat ayağına ip bağlanmış kuş için yeni memleket mi olur ? olmaz!! dedirtip bildik kalp sızılarını saldı üzerime...Bir kurbağa testindeyim sanki nasıl anlatsam yada anlatamasam mutsuzluğumu hayal kırıklığıyla karışık küfürlerimi bilemiyorum.Acı çekmemiş ruhların mutluluktan ne anladığını bilmiyorum ama bu çakırkeyif günlerime yazık oldu onu söylemeliyim......

16 Haziran 2012

gece gece dinlemece...

''AŞKIN BİR YOLU VARDIR
HER YAŞTA BAŞKA TÜRLÜ GEÇİLEN
AŞKIN BİR YOLU VARDIR
HER YAŞTA BİRAZ GECİKİLEN''
                                                             Yalnız Bir Opera/Murathan Mungan